Hotiç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hotiç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2014 Cumartesi

Bir Haftasonu Kaçamağı

 




 Wearing Machka coat, Mango sweater, Hotiç boots and pants from a local store

Yemyeşil doğada geçen bir haftasonundan herkese merhaba, demek isterdim ama maalesef şu an doğada falan değil, bildiğiniz kanepede çayımı içiyorum, kıskanmayın. Fotoğraflar geçen haftasonundan. İstanbul'a çok yakın bir cennette, sevdiğim insanlarla geçen bir haftasonu nasıl enerji verdi anlatamam. Arada böyle şehirden biraz uzaklaşmak, kaçmak lazım; her haftasonu avm, sinema, yemek nereye kadar? Bu güzel yerde geçen ikinci günün postu da pek yakında gelecek, beklemede kalın. Alışverişkolikten öpücükler...

I would like to say "hello"from this secret paradise, yet I am home now. Photos were taken last weekend. I spent the weekend with my beloved ones, relaxing and enjoying nature. Sometimes it is better to spend  the weekend in a peaceful and quiet place rather than exhausting and crowded shopping centers, cinemas or bars. I will also post the second they in this beautiful place soon, stay tunned. Kisses from alışverişkolik :)

10 Temmuz 2014 Perşembe

Biraz Neon








Wearing River Island jacket, Zara pants, Batik tshirt and Hotiç shoes

Pastel renklerin neon renklerin tahtını sarstığını düşünebilirsiniz ama kıyafetlerinizde ya da aksesuarlarınızdaki neon detaylarla tüm bakışları toplamanız garanti. Ben de her ne kadar son zamanlarda neondan soğusam da-sanırım gözlerim yoruldu artık bu renklerden, biraz daha sakin renkler istiyorum- bu ceketi Londra'nın gri ve puslu havasında görünce, turuncu desenlerine karşı koyamadım. Evet biraz göz yoruyor ve devamlı giyilecek bir parça değil ama biraz enerjiye ihtiyaç duyunca, neon turuncu çiçekler sizi hemen canlandırıyor. Bir de, River Island Türkiye'den çekileli yıllar oldu ama hala gözlerim arıyor, tek özleyen ben miyim? İlla ki Londra'ya mı gidelim yani bu ciciler için :)

You may think that pastel colours are new neon, yet neon colours are really good at attracting the attention. I am a bit tired of neon colours yet I still wear something that has neon details when I need extra energy or attention. This blazer stole my heart with its neon orange flowers on a cloudy and grey London afternoon, which I look for some bright colours. River Island has closed all of its shops in Turkey and I really miss its stylish clothes. Do I have to go to London every season to shop :))


24 Nisan 2014 Perşembe

The Last Winter Look





Wearing Twist dress, Network jacket, Hotiç boots

Kışın ortasında bile incecik elbiselerle gezmeme alışık olanlar tahmin eder ki, bu kombin hiç benim Nisan ayında giyeceğim bir kombin değil. Ancak kışın ortasında çekildiğim bu fotoğraflar, araya Londra fotoğrafları girince unutulmuş. Mevsimi olmasa da sevdiğim bir kombin olduğundan, baharlık kombinlere geçmeden bunu da paylaşmak istedim. Ve alışverişkolik kışa, botlara, çoraplara bu kombinle veda eder :)

My followers know that, even on the coldest days of winter, I rarely wear stockings, I always prefer light clothing. Yes, as you can easily guess, the photos were not taken this month. They are from midwinter, yet I could not find time to post them. It is a bit late, nevertheless, I wanted to make a last winter look post before spring outfits. Goodbye winter, coats, boots. I will miss you all but now it is time to wear shorts, ballerinas and tshirts.

14 Eylül 2013 Cumartesi

Before Sunset






Etek/Skirt: Spazio, Bluz/Blouse:Koton, Ayakkabı/Shoes: Hotiç, Çanta/Clutch: Mango

Fotoğraflarda arka fonda gün batımı olunca, aklıma ilk gelen "Before Sunset" filmi daha doğrusu "Before Sunrise-Before Sunset-Before Midnight" üçlemesi oldu. Beyaz perdenin en sevdiğim çifti olan Jesse ve Celine ile hala tanışmadıysanız, uzun diyaloglu filmleri seviyorsanız, klasik aşk filmlerinden daha farklı bir öykü ve anlatım biçimi peşindeyseniz hemen bu 3 filmi bulup izleyin ve bu efsane çiftin peşinden önce Viyana, sonra Paris ve son olarak Yunanistan'a gidin. Yıllardır beklediğim, festivalde izleyemediğim için üzüldüğüm son film olan Before Midnight'ı izleyeli 2 ay olmasına rağmen hala etkisindeyim. Hep moda konuşacak değiliz ya bugün size bir trend değil film tavsiyesinde bulunayım dedim. Benim gibi bu üçlemenin fanatiği olanlar, sizler ne diyorsunuz, serinin hangi filmi favoriniz?

These photos which were taken during sunset reminded me one of my favourite romantic films "Before Sunset" or maybe I should say the trio "Before Sunrise-Before Sunset-Before Midnight". If you haven't met my favourite couple Celine and Jesse, you love long conversations on life, love and philosophy, you are looking for a different point of view and style in romantic films, watch these three films and travel to Wien, Paris and Greece with Jesse and Celine. Before Midnight , the final of the trio, was a film I have been wiaiting for so long, I watched it two months ago but I am still impressed and cannot forget it. I always give you suggestions on trends but today I wanted to suggest a movie, hope you enjoy it if you haven't yet. Are there any fanatics of this trio like me? Which one among them is your favourite?

11 Ağustos 2013 Pazar

Bilgisayarsız Bir Blogger Kaymaksız Bir Ekmek Kadayıfına Benzer


Elbise/Dress:Spazio, Ayakkabı ve Çanta/Shoes and Bag: Hotiç, Gözlük/Sunnies: Prada

"Alışverişkolik iyice tembelleşti, şezlongundan poposunu kaldırıp 2 satır yazı yazamadı" diye düşünenler fena halde günahımı alıyorsunuz. Evet bütün yazı şezlongumda kitap okuyarak geçirdiğim, leyleği havada görüp oradan oraya gezdiğim ve bavulumun bir uzvum haline dönüştüğü doğrudur ama uzun süredir blogu ihmal etmemin nedeni bu kadar sevimli değil. Maalesef yazlığımıza hırsız girdi ve bilin bakalım neyi çaldı? Bilgisayarımı! İçimde hala safça bir belki bulunur umudu olduğundan yenisini de almıyorum ve bilgisayarsız bir blogger olarak post yapamıyorum. Oysa elimde ne çok fotoğraf, anlatılacak ne çok gezi var. Eniştem sağolsun bilgisayarını benimle paylaştı da  size 2 fotoğrafla da olsa mini bir post yapıp merhaba diyebildim sonunda. Pek yakında burada keyifli tatil yazıları ve fotoğrafları olacak ama pek çoğunuzun tatilinin bittiği bugün size bu hainliği yapmayacağım ve Cunda, Çeşme, Alaçatı fotoğraflarını biraz daha bekleteceğim. Sendromsuz pazarlar canlar!

If you think that I don't make new posts because I am on holiday and enjoy lazy days, you are not right. Yes I am on holiday and enjoy the summer, but the reson is not that nice. My laptop is stolen and I haven't bought a new one yet; this is why I could not make posts. I have many photos, nice vacations to write about, stay tunned. Have a nice Sunday.

25 Temmuz 2013 Perşembe

Küçük Kara Balık






Elbise/Dress: İpekyol, Ayakkabılar/Shoes: Hotiç, Çanta/Clutch: Batik, Küpe/Earrings: Zara, Gözlük/Sunnies: Tods

Bir sabah erkenden, daha gün doğmadan, küçük kara balık annesini uyandırdı:
"Anneciğim, seninle konuşmalıyım" dedi. Annesi, uyku sersemliği içinde
"Acelen ne sevgili yavrum?" diye sordu "Önce sabah gezintimizi yapalım, sonra konuşuruz."
"Olmaz anne, artık ben bu gezintilere çıkmak istemiyorum. Buralardan gideceğim."
"Sabahın bu erken saatinde nereye gideceksin yavrum?"
"Bu derenin bittiği yeri merak ediyorum" diye karşılık verdi. "Ah anne, bu soru beni aylardır düşündürüyor. Derenin nerede bittiğini öğrenmem gerek. Bugüne kadar bu soruya bir karşılık bulamadım. Geceleri gözüme uyku girmiyor. Sürekli bunu düşünüyorum. Kararımı verdim anne, gidip derenin nerede bittiğini öğreneceğim. Orada neler var, başka yerlerde neler var, görmek bilmek istiyorum."

Bu üzerinde minik siyah balık desenleri olan elbiseyi giyince, Samed Behrengi'nin "Küçük Kara Balık" kitabı geldi aklıma. Devrimci, sürüden ayrılmaya cesaret eden, farklılaşmaktan korkmayan merak eden, dünyayı keşfetmek isteyen, korkusuz Küçük Kara Balık... Bazen ben de merak ederim derenin nerede bittiğini, oradan sonra neler olduğunu. Genelde Küçük Kara Balık kadar cesur olamam, biraz yol alır, sonra geri dönerim. Bu balıktan öğrenecek çok şeyimiz var, çocuğunuz, kardeşiniz varsa bu kitap harika bir hediye olabilir. Bu kitap bana çok değerli birinin hediyesiydi, ama ben maalesef çocukken değil, geçen yıl okudum bu kitabı. Siz de hala okumadıysanız, çocuk kitabı deyip burun bükmeyin, okuyun. Samed Behrengi'yi anmışken, Bir Şeftali Bin Şeftali'yi de unutmayalım, çocukluğumun en güzel kitaplarındandı. Ece Temelkuran'ın da dediği gibi, bunları okuyan çocuklar, büyüdüklerinde de iyi insanlar olur.

Early one morning before the sun had risen, the little fish woke the mother and said, "Mother, I want to talk to you." Half-asleep, the mother responded, "My dear child, this isn't the time to talk. Save your words for later. Wouldn't it be better to go swimming?" "No, Mother! I can't go swimming anymore. I must leave here." "Do you really have to leave?" "Yes, Mother, I must go." "Just a minute! Where do you want to go at this hour of the morning?" "I want to go see where the stream ends. You know, Mother, for months I've been wondering where the end of the stream is . . . I haven't been able to think about anything else. I didn't sleep a wink all night. At last, I decided to go and find where the stream ends. I want to know what's happening in other places."

When I wear this dress with littlle black fishes, I remembered the book named "The Little Black Fish" of Samed Behrengi, a famous Persian writer. Brave and curious little fish that dares to be different and want to discover the world.. Unluckily, I discovered it late, not in my childhood but in mid twenties. If you have children or siblings, this book is a perfect gift.

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Bir Alışverişkoliğin Dönüşü




 

Elbise /Dress: Mango, Ayakkabılar/Shoes: Hotiç, Çanta/Clutch: Yargıcı, Kolye/Necklace: Zara, Gözlükler/Sunnies: Prada

Çok özlemişim blogumu, şu an ilk postumu yazarken hissettiğim kadar heyecanlıyım neredeyse. Burası benim için bir kaçış alanı, ikinci hayatımdı. Günlük hayatın karmaşası ve güçlüklerinden sonra bilgisayarı açıp daha "hafif" ve keyifli şeylerden bahsetmek her zaman terapi oldu benim için. Hem tutkum olan moda ile ilgili iki cümle kurabildiğim, hem benimle aynı tutkuyu paylaşanlarla modaya ve hayata dair konuşabildiğim, çocucuğum gibi sevdiğim blogumu uzun zamandır boşladım. Evet zamanım yoktu ama aslında zamansızlık bahaneydi kabul etmeliyim ki. Sanki paylaşacak hiçbirşeyim yoktu, anlatacak hikayelerim tükenmiş, fotoğraflarım soluklaşmıştı. Sevmedim o hallerimi, siz de sevmezsiniz diye kendimi biraz sakladım, ayda bir iki kez çıkıp bir merhaba deyip kaçtım.

Şimdi ne mi değişti? Aslında pekçok şey. Bütün kış ne yapmak istediğimi düşündüm, gerçekten ne istediğimi, ne yapmam gerektiğini değil. Hayattan ne beklediğimi sorguladım, hayal kurmaya cesaret ettim. Sonrasında da hayallerimin peşinden koşmaya karar verdim. Eğer yeni denizler keşfetmek istiyorsanız önce güvenli limandan ayrılmanız gerekir, kıyıyı gözden kaybetmeyi göze almanız gerekir. Ben de limanımdan ayrıldım, geçtiğimiz cuma işime veda ettim. Her ayrılık gibi zordu , ama zor olduğu gibi zorunluydu. Özetle, bu bahar yenilenen, tomurcuklanıp yeşillenen sadece tabiat değil, ben de ağaca, çiçeğe özendim. Bu yeşillenme yazısına uygun olsun diye bir aydan uzun süredir blogda yayınlanmayı bekleyen yemyeşil giyindiğim fotoğrafları seçtim. Yeni alışverişkoliğe hoşgeldin diyelim haydi :)

I miss my blog too much, after long weeks, I am here again and I feel as excieted as I was while writing my first post. My blog was a second life for me and a peaceful place to escape from difficulties of life. It was always like a theraphy writing about  fashion and communicating with readers who share the same passion. Unfortunately, I didn't write even a single post last month both because of lack of time and lack of new stories to tell. I didn't have anything to share, my stories were ended, my photos were blurred. I didn't like this version of me and I was sure that you wouldn't like. I decided to wait until my " restoration" is finished and a brand new me  is rebuilded. Finally, I am ready to post again.

What has changed about me?? A lot of changes happened actually.For months, I asked to myself what I wanted to do. Not what I am supposed to do, what I really want to do. I asked myself what I expect from life, I dared to dream. To make my dreams come true and explore new oceans, I had to leave the port. I left my port -I mean my job. It was a very hard decision yet I had to do it. Now life is a lot better, it is spring and nature is waking up, trees are blossoming, just like me. Say "welcome" to new me :)

20 Şubat 2013 Çarşamba

Winter Maxi



Elbise ve Yelek/Dress and Vest: Batik, Çanta/ Clutch: Jimmy Choo for H&M, Botlar/Booties: Hotiç

Bu fotoğraflar neredeyse 3 ay önceden ama paylaşmaya ancak fırsat bulabildim. Maksi elbiseler yaz aylarında favorim; şifonu, çiçeklisi, fırfırlısı, straplesi dolabımda kaç tane var bilmiyorum. Özlediğim yazlık maksi elbiselerime kavuşana kadar bu kışlık versiyonuyla idare edeceğim. Zaten bahara ne kaldı ki :)

These pics were taken 3 months ago yet I could not find time to share them since then. Maxi dresses are my summer favourites, I have many different maxi dresses; striped, floral, straples... While waiting for hot summer days, I wear this maxi woolen dress. It is almost spring, isn't it?

21 Ocak 2013 Pazartesi

Lavanda







Uzun hatta upuzun bir aradan sonra merhaba canlar. Ne oldu da bu kadar tembelleştim, neden bu kadar çok sevdiğim blogumdan haftalardır uzak kaldım bilmiyorum. Son zamanlarda fazlaca ihmal ettiğim bloguma artık daha fazla zaman ayıracağım, hatta 2013 hedeflerimden biri de buydu. Evet 2013'ün ilk postunu yılın 21. günü yapmam bu hedefle çok uyumlu görünmüyor ama son zamanlarda hayatım sadece iş ve spordan ibaret oldu (evet burada yazar spora başladığını vurgulamak istemektedir :)), sadece blogumu değil pekçok şeyi ihmal edip erteliyorum. Hayatta bazı dönemler böyle oluyor, birkaç ay öncesine kadar haftada en az 3 post yapan çalışkan bloggerınız da biraz karışık bir dönemde ama hızla toparlayacak, söz.

"Alışverişkolik sözü ne çok uzattın, neresi bu sevimli yer onu anlat" dediğinizi duyar gibiyim. Bu harika fotoğrafların hepsi Ulupelit'teki şirin ötesi bir butik otelden, adı Lavanda. Ulupelit Şile'ye 20 km. mesafede bir yer, İstanbul'dan yaklaşık 1 saatte ulaşılabiliyor. Hem şehre çok yakın hem de bir o kadar uzaklaşmış hissettiren bir kaçış yeri. Haftasonu farklı birşey yapmak istiyorsanız, biraz kafa dinleyeyim, temiz hava alıp, harika yemekler yiyeyim, kendimi şımartayım diyorsanız, bunu çok da uzağa gitmeden yapmak istiyorsanız Lavanda'dan daha iyi bir seçenek bulamayacağınız iddia ediyorum. Hele bir de benim gibi şanslıysanız ve kardan sonra gittiyseniz, karlı orman manzarası burayı daha da güzel ve büyülü kılıyor. Otel o kadar zevkli döşenmiş, herşey öyle ince düşünülmüş ve öyle hoş deyatlarla dolu ki, ince bir zevkin ürünü olduğunu kapıdan girer girmez anlıyorsunuz. Burası bir aile işletmesi, Ahmet Bey ve Feryal Hanım otellerindeki tüm müşterileri evlerine gelen bir misafir gibi ağırlıyorlar, kendinizi prenses sanıyorsunuz. Oğulları Emre Şen ise otelin şefi, hem de çok başarılı bir şef, Mikla'da Mehmet Gürz ile, İtalya'da Michelin yıldızlı şeflerle çalışmış, Lavanda'nın mutfağında harikalar yaratıyor. O kadar sevdim ki Lavanda'yı, odaların sevimliliğini mi anlatsam, SPA'nın ne kadar şahane olduğunu mu, yemekleri mi, manzarayı mı bilemiyorum, kendimi durdurmazsam sayfalarca yazabilirim. Bu kadar uzun yazı okumaktan sıkıldığınızı biliyorum , o yüzden araya birkaç fotoğraf koyalım :)

Hi everyone, it has been too long since the last post, one of my 2013 goals was posting more often, yet in the first three weeks of the year I was pratty busy and could not find time to post. I promise, the next post won't be this much late, I will post as often as I used to do.

The photos in this post are from a wonderful boutique hotel named "Lavanda" where is 1hour from Istanbul. A family owns this small boutique hotel, they make you feel like you are a guest visiting their home. You feel yourself pampered and relaxed here. If I don't stop myself I can write for pages about this hotel, yet I'll try to summarize. SPA is like heaven, you should spend a couple of hours there, the restaurant is incredible, the chef, who is the son of the owners of the hotel had worked one of the most famous fine dining restaurants of Istanbul. Wine menu is the second largest one in Istanbul. If you visit Istanbul and want to go to somewhere different from Beyoğlu, Sultanahmet and Eminönü, you can stay in Lavanda. If you like boutique hotels in Toscana and Provence, you will love Lavanda, too.







 Pantalon ve gömlek/ Pants and shirt: Batik, Kazak/Pullover: Mango, Botlar/Booties: Hotiç, Kolye/ Necklace: Maggala
Keşke irademe ve açlığıma hakim olup yemeklerin fotoğraflarını çekebilseydim ama hem çok açtım hem de yemekler o kadar baştan çıkarıcıydı ki, fotoğraf çekmek aklıma bile gelmedi. Yolunuz Lavanda'ya düşerse (ki sadece bir akşam yemeği için bile olsa düşmeli, otele sadece yemeğe gelenler de var, ama gelmişken kalmadan dönerseniz de aklınız kalır) mutlaka denemenizi önerdiğim yemekler kaz ciğeri, ördek confit, fırında oğlak ve deniz mahsüllü makarna (hepsi aynı öğünde denenmemeli tabi :)). Tatlıya mutlaka yer ayırın lavantalı creme brulee inanılmaz, çikolatalı sıcak kek de muhteşem. Bu restaruantı bu kadar özel kılan şefin üstün yeteneğinin yanı sıra özenle seçilen malzemeler, örneğin zeytinyağı Edremit'ten, ördekler Fransa'dan geliyor, ekmekler 15 yıllık özel bir mayayla yapılıyor ki hayatımda yemediğim kadar çok ekmek yedim. Lavanda, Sunset'ten sonra en geniş şarap kavına sahip, deneyebildiğiniz kadar çok şarap deneyin, Türkiye'de başka yerde kolay bulamayacağınız şaraplar bunlar. Yemekten sonra kahvenin yanına  ev yapımı tarçınlı vişne likörünüzü alıp, şömine başında keyif yapmak da unutulmamalı :)


Temiz hava insanın iştahını açıyor, kahvaltı masasında gördüğünüz ne varsa silip süpürdüm, hatta gördüğünüz buzdağının bir kısmı diyebilirim :) Uzun süredir böyle güzel bir kahvaltı etmemiştim. Ekmekler ve yumurta  köyden, zeytin Edremit'ten, domates ve salatalık organik pazardanmış, kendi yaptıkları reçellerin lezzet sırrı ise meyvelerin sarap ya da vodkada bekletilmesiymiş.



 Etek/skirt: Zara, Kazak/Pullover: Mango, Botlar/Booties: Hotiç

Lavanda deneyimini ömrünüzde en az bir kez yaşamalısınız, özellikle ruhunuzun dinlenmeye ihtiyacı olduğunu hissediyorsanız. En kısa zamanda yeni postta buluşmak üzere hoşçakalın canlar.