30 Haziran 2013 Pazar

Just Arrived!


1 aylık uzun bir aradan sonra yeniden aranızdayım canlar. Pekçoğunuz gibi benim de içimden gelmedi, "Şunu giydim, bunu yaptım, buraları gezdim" demek. Yaz mevsimini tatsız karşıladık, hep yüreğimiz ağzımızda takip ettik gündemi. Bu konuda söyleyeceklerimi bir önceki yazımda uzun uzun anlatıp içimi dökmüştüm, o yüzden uzatmayacağım. Artık daha güzel şeylerden konuşmanın vaktidir. Evet çok can yandı ama bu ülkede artık daha güzel şeyler oluyor, olacak. Hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağına dair; güzel günler, güneşli günler göreceğimize dair bir umut var içimde. Belki de güneşli, güzel; insanların mutlu olduğu, özgür olduğu, gülebildiği ülkeleri gezip geldiğim içindir. Yolculuk, biraz uzaklaşmak her zaman iyi gelir, bana da iyi geldi. Zürih'te başlayıp, Nice de biten (Zürih-Luzern-Bern-Cenevre-Lozan-Montrö-Milano-Como-Lugano-Portofino-Cenova-Cannes-Monaco-Antibes-Nice) uzun bir yolculuktan sonra dün sabah İzmir'ime, bugün de bloguma döndüm. Siz de bu kasvetli Haziran'dan sıkıldıysanız, biraz nefes almak, biraz mavi, biraz yeşil görmek istiyorsanız, tatil postları yarın başlıyor, beklemeden kalın :)

Herkese iyi pazarlar :)

After a looong holiday, finally I arrived home yesterday. The  trip started at Zurich and ended in Nice. If you want to look at my photos from Switzerland, Italy and  Cote d'azur, stay tuned :)

Have a nice Sunday :)

3 Haziran 2013 Pazartesi

#OccupyGezi

Bu bir moda yazısı değildir. Bir gazetecinin ya da siyasetbilimcinin, sosyologun gündem analizi hiç değildir. Bilmediğiniz duymadığınız gerçekler ya da twitter ve facebookta yazanlardan çok farklı bir yazı da değildir. Nasıl garip günler yaşıyoruz ki, görevi gerçekleri yazmak olan gazeteciler değil, bir moda bloggerı yazıyor bunları. Sana mı kaldı diyen olursa, evet maalesef bana kaldı. Keşke özgür medya kalemini keskinleştirip yazsaydı herşeyi de biz de okusaydık, bunları anlatmak bize kalmasaydı. Bir haber kanalında ülke gündemi kaynarken penguen belgeseli yayınlanması yadırganmıyorsa, bir moda blogunda da siyaset ve gündem yazısı pekala olabilir dedim ve başladım içimi dökmeye. Evet, dediğim gibi bu sadece bir iç dökme yazısı, bunun ötesinde bir amacı yok. Ben ki bugüne kadar facebookunda bile herhangi bir siyasi paylaşımda bulunmamışken, bugün olanları görünce "Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır" sözünü hatırlayıp yazmak istiyorum. Kafam ve duygularım öyle karışık, söylemek istediklerim öyle çok ki, muhtemelen bu yazı da böyle olacak: Karışık ve uzun. Nereden başlayacağımı bilemiyorum, sonuçta ilkbahar yaz modası değil konuştuğumuz, bir cümle kurarken iki kez düşünmeli insan. Ben de öyle yapmaya çalışıyorum.

Girizgah fazlasıyla uzun oldu sanırım, artık düşündüklerimi bir toparlamalıyım. Nereden başlamalı? Herşey Gezi Parkı'ndaki ağaçların kesilmek istenmesi ile başladı madem, ben de oradan başlayayım. Üç tane ağacın kesilmesi ve şehrin göbeğindeki Gezi Parkı gibi bir vahanın yok edilmesi, binlerce kişinin harekete geçmesi için yeterli bir sebep değil midir? Bence yeterli bir sebep, ancak keşke tek sebep bu olsaydı. Bardağı son damla değil, ondan önce dolan damlalar taşırır aslında. Halkın sabrını taşıran da sadece Gezi Parkı'nın yok edilmesi değil, halkın büyük bir kesiminin yıllardır yok sayılmasıydı. Sonuçta ciddi meselelerdi bunlar, senin benim gibi üç beş çapulcuya mı sorulacaktı, biz bilmezdik, büyüklerimiz bilirdi. Bu ülkede iktidara oy vermeyenlerin yıllardır söz hakkı yok, tepkileri hiçe sayılıyor, adam yerine konulup dinlenmiyorlar, oy vermeyenin anasını da alıp gitmesi, etliye sütlüye karışmaması bekleniyor. Örneğin eğitim sisteminde ciddi değişiklikler yapıldı, hiçbir anneye sorulmadı "Sen çocuğunu 5 yaşında okula göndermek istiyor musun? diye. Haydi anneye sorulmadı, pedagoglara da sorulmadı. Taksim meydanı için "ucube" bir proje yapıldı, 3. köprü yolda, İstanbullu'ya sorulmadı "Nasıl yapalım?" diye. Haydi İstanbullu'ya sorulmadı, şehir planlamacılarına da sorulmadı. Daha onlarca böyle örnek verebilirim ama uzatmayacağım. Bu ülkede yaşayan herkes, özellikle iktidarı desteklemeyenler kendilerini önemsiz hissetti, bu ülkenin üvey evladı oldu, küçümsendi, sesleri biraz yükselse susturuldular. Özgürlüklerinin gitgide kısıtlandığını ve yaşam tarzlarına müdahale edildiğini hissettiler. Kaç çocuk doğuracakları ve ne şekilde doğum yapmaları gerektiği, hangi diziyi izleyecekleri, saat kaçta içki içebilecekleri bile dikte edilmeye başlandı. Kim miydi bunlar? Sağcılar, solcular, Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, Fenerbahçeliler, Galatasaraylılar... Bunca zaman iktidardan farklı görüşe sahip olan herkes ortak bir amaç etrafında toplandı Gezi Parkı'nda. Hayır bu ortak amaç ne hükümeti devirmek, ne devrim ne de darbe. Ortak amaç demokratik bir düzen, daha fazla özgürlük, sesini duyurmak, yok sayılmamak, kararlar alınırken adam yerine konulup  önemsenmek. "Bu ülkede ben de varım, sana oy vermedim ama senin yönettiğin ülke sadece sana oy verenlerden ibaret değil, sesimi duymak zorundasın" demek. 

Buraya kadar herşey çok güzel, yanyana gelmez denen binlerce insan omuz omuza gelerek, asla şiddet kullanmadan birlik olup, medenice haklarını aradılar. Ne belli bir partinin sempatizanıydılar, ne örgüt üyesi ne de terörist. Okulundan çıkan liseli, matematik kitabını kapatmış üniversiteli, bilgisayarını kapatmış beyaz yakalı plaza insanları,  yemeğini pişirip ocağını kapatmış ev hanımları... Neden bu kadar korkuldu bu insanlardan, hayatında silah tutmamış, kavgaya karışmamış bu sözde" marjinalere" neden bombalarla, coplarla saldırıldı akıl alır gibi değil. "Polis imdat" eskiden ne demekti, şimdi ne demek? Silahsız insanlara saldıran, gaz bombalarını kafalara atan, yere düşene tekme atan, 20 kişi bir olup zavallı bir kızı döven, yaşlıya, çocuğa, kadına el kaldıran polise nasıl güvenir bu halk bir daha? Elbette tüm polisleri bir tutmuyorum, ben de farkındayım ki, gösterilere müdahale etmek hatta maalesef gaz bombası atmak onların vazifesi, gelen emri yerine getirmek zorundalar. Ama o gaz bombalarını insanların yüzüne atmanın, yere düşene vurmanın görev olduğunu söylemesin kimse bana.

Sadece polise olan güven mi sarsıldı? Ya medya? Sosyal medya olmasa ne olacaktı? Burnumuzun dibindeki olaylardan nasıl haber alacaktık? Medya ne zaman bu kadar yüreksiz ve korkak oldu? Kendi şehrimizde olanları yabancı basından takip ettik, medya imparatorları bunun utancını nasıl silecek?  Bir gazeteci başbakana iki soru sordu diye neredeyse heykelini dikecektik, pardon da zaten olması gereken bu değil miydi?

Bir sitem de iktidarı destekleyenlere. O meydanlardaki insanlarla aynı düşünmeyebilirsiniz, elbette özgürsünüz. Hükümetin istifa etmesini de istemiyorsunuz, istemeyebilirsiniz. Peki insanlık adına neden sesinizi çıkarmıyorsunuz? Zulmü, işkenceyi görmüyor musunuz? Kan kokusu, biber gazı kokusu sizin de burnunuza gelmiyor mu? Dayak yiyenlerin çığlıklarını duymuyor musunuz ara sokaklarda? Neden siz de bu zulme dur demiyorsunuz? Onlar sizin komşularınız, yeğenleriniz, okul arkadaşlarınız, düşman değil, terörist değil. Bunca zaman bizler sağcı-solcu, Kürt-Türk diye ayrıldık, ama Gezi parkı herkesi birleştirdi. Şimdi de " Meydanlardaki %50- evlerinde zor tutulan, iktidarı destekleyen %50" diye ayrılmayalım. Bu satıları okuyanlardan bazıları " Biz yıllarca zulüm gördük, siz neredeydiniz" diyebilir. Bilmiyorum, oradaydık, buradaydık, belki farkında değildik, belki cahildik. Siz şimdi neredesiniz? Madem bundan önce siz zulüm gördünüz, sizin özgürlükleriniz kısıtlandı, şimdi meydanlardaki halkı en iyi sizin anlamanız gerekmez mi?  "Biz çektik, onlar çekmesin, artık herkes özgürce yaşasın" demeniz gerekmez mi? Evleriniz de zor tutuluyormuşsunuz ya, durmayın evlerde siz de çıkın n'olur, gelin siz de yaralıların yarasını sarın, astımlılara ilaç, biber gazı yiyene limon götürün, bir iki tatlı söz söyleyin, gönül alın, kışkırtanlara inat dost eli uzatın. Sizin yaşam tarzınıza, başörtünüze, okulunuza karışana nasıl dur diyorsanız, tüm kısıtlanan özgürlüklere dur diyin. Çünkü bir gün biri gelir de sizin özgürlüklerinizi kısıtlamaya kalkarsa, giyiminize, ibadetinize karışırsa, yine hep bir olup "Dur" diyeceğiz.

Özetle, fikirlerimiz ve siyasi görüşümüz ne olursa olsun, bunu barışçıl bir şekilde dile getirelim, yakmayalım, yıkmayalım, birbirimizi dinleyip anlayalım. En önemlisi de şu, biz Gezi Parkı sayesinde düne kadar kavga ettiğimizin aslında kardeşimiz olduğunu anladık, birlik olduk. Bu birkaç günde yaşanan şiddeti, tatsız olayları unutalım ama bu birlik duygusunu hiç unutmayalım, yere düştüğümüzde uzanan dost elini unutmayalım.

Güzel ülkem, biz inandık artık, güzel günler göreceğiz güneşli günler.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Bebekte 3-5 Tur Atarım




 
Etek/Skirt: Zara, Bluz/Blouse: Koton, Ayakkabılar/Shoes: Steve Madden, Çanta/Clutch: Yargıcı

Eskiden deri deyince akla sadece çanta, ayakkabı ve ceket gelirdi. Yeni nesil deriler ise artık kumaşın kullanıldığı her yerde kullanılıyor, ipek gibi incecik olan yazlıkderileriden bluzlar, etekler,şortlar elbiseler üretiliyor. Üstelik yapay deri üretimi de o kadar gelişti ki, gerçek deriden ayırt etmesi çok zor. Deri giymeye bayılan ben, Zara'da bu eteği görünce hemen kasaya ışınlandım. İncecik kırık beyaz deriden yapıldığı için, bahar ve yaza çok uygun, üstelik lazer kesimiyle de sezonun gözde trendine göz kırpıyor.

Tabi ben bunları anlatıyorum ama itiraf edin siz arkadaki müthiş Bebek manzarası, Boğaz köprüsü, Rumelihisarı ve yalılara bakmaktan ne giydiğimin farkında bile değilsiniz. Özellikle benim gibi İstanbul'u özleyenlerdenseniz...

Leather was only used to produce bags, shoes and jackets. New generation leather is quite different than old versions, it is as light and soft as silk. Leather dresses, skirts, blouses, shorts can be worn for four seasons. When I saw this laser cut skirt in Zara, I thought that I found the right skirt for summer.

I am talikng abour my outfit but, let's confess, you couldn't notice my outfit because of breath taking Bosphorus view, could you?İstanbul looks much more beatiful than me.

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Sırt Dekoltesi Sevenler?








Elbise/Dress: Milla By Trendyol, Ayakkabılar/Shoes: Zara, Çanta/Clutch: Yargıcı

Sırt dekoltesini çok severim, en çekici ve zarif dekoltedir bana göre, ancak günlük hayatta kullanımı zordur- ya da zordu diyelim. Cesur, bele kadar inen sırt dekolteleri için yine geceyi beklemek zorundayız ancak bu kombindeki gibi minik pencereli elbiselerle sırt dekoltesini gündüze uyarlamak mümkün.

I love low back dresses. They are attractive and chic but it is impossible to wear them if you are not going to a special occasion. If you are looking for an  easier alternative to low back dresses, you can try dresses with a cut out on back. You can wear them whenever you want, day or night.

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Stripes&Neon


 



Gömlek/Shirt: Twist, Şort/Shorts: Oxxo, Ayakkabı/Shoes: Zara, Çanta/Clutch: Batik

Neon renklerin hepsini seviyorum; pembe, sarı, yeşil... enine boyuna, ince-kalın farketmez, çizgili herşeyi seviyorum. Dolayısıyla hem yakasında neon pembe taşları olan hem de çizgili bu gömleğe bayılmam ve görür görmez kasaya koşmam sürpriz değil. Ayrıca bu kombindeki ayakkabılar hayatımda sahip olduğum en rahat topuklu ayakkabı. Bileği saran bantın arkası ilk giyişte biraz vursa da hem kalın hem de çok yüksek olmayan topuğuyla çok rahat ettim. Benim gibi topukluyla yürümede beceriksiz olanlar hemen Zara'ya koşsun, bir çift kapsın.

I love neon colours; pink, green, yellow... I also love stripes. Thus, it is not surprising to love this shirt which is both striped and has a neon fuschia embelished collar. When I saw it, I fell in love at first sight and bought it even without trying on. The shoes in this outfit are the most comfotable high heeled shoes I have ever had. If you are bad at walking on high heels, hurry up and go to Zara to buy them.

14 Mayıs 2013 Salı

İnci Yakalı Kız




Elbise/Dress: Twist, Ayakkabılar/Shoes: Bambi, Çanta/Clutch: Yargıcı, Gözlükler/Sunnies: Chloe

Bahar değişim mevsimidir, ben de ayak uydurmaya çalışıyorum :) Fotoğraftaki farkı farkedenler???

Spring is the season of change. Who see the change in above pics???

12 Mayıs 2013 Pazar

Benim Annem...


  • Her sabah 6 da uyanıp kahvaltımı hazırlar ve çocuğu ilkokula giden bir anne gibi, sabırla uyandırmaya çalışır beni. Cep telefonu alarmını erteler gibi "Anne 10 dakika daha" derim, alarma güvenmem anneme güvenirim, dakika şaşmaz.
  • Çok alışveriş yapmama söylenir, bu sebeple alışverişe kocaman "shopper bag"lerle çıkarım, aldıklarımı çantamnın içine saklayıp  eve sokarım ama annem dolabımda mutlaka bulur, tüm gardrobumu ezbere bilir." Kızım çiçekli bir elbise almışsın, onun çok benzeri vardı sende" der. Ben dolabımda ne var ne yok unuturum o unutmaz.
  • Dağınıklığımdan şikayetçidir ama pek dile getirmez, dağınıklığını topla demektense toplamak daha kolay gelir, sonra bir de " Anne şunlar nerede ya, bulamıyorum"larımla uğraşır sabırla.
  • Enginar dolmasını, poğaçayı, kurabiyeyi ve keki dünyada en güzel yapandır benim annem. Benim gözümde bir star cheftir, mutfakta eline su dökülemezdir.
  • Hangi parfümü kullanmaya başlasa bir süre sonra parfümeride kendime aynısını alırken bulurum. Annemle kokumuz aynı olsun diye bilinçli yapmam aslında bunu ama birşey o parfüme iter beni. Özellikle İstanbul'da yaşadığım dönemde hep onun parfümlerini kullanmıştım.
  • Her gün arar beni mutlaka, benim de aramamı ister. Sesim birazcık durgun geliyorsa yandım, saniyede bir sorun olduğunu anlar.
  • Acayip komik bir kadındır ama genelde pek çaktırmaz, durur durur birimizin taklidini yapar, gülmekten koparız.
  • Sesi çok güzeldir, hele bir duble de rakı içtiyse o ses daha da güzel olur sanki, babamla düet yaparlar yaz akşamlarında kurulan mangallı, rakılı, bol muhabbetli sofralarda, mest olurum.
  • Sık sık "Ah sen ne zaman büyüdün, daha dün el kadardın" der, çocukluğumdan bir anı anlatır, ben daha önce 10 kez de dinlemiş olsam, bir daha anlatsın isterim.
  • İğne fobisi,sulugözlülük, işaret parmaklarımın yamukluğu, gözlerimin iriliği annemden bana geçmiştir. Annemin uzun boy, beyaz ten, ela gözleri ise malesef beni teğet geçmiştir, ablam hiç değilse boydan nasibini almıştır.
  • 6 yıl onlardan uzakta yaşasam da buna hiç alışamamıştır, İzmir'e her gelişimde beni İstanbul'a uğurlarken sarılıp ağlardı, neden İzmir'e döndün diyenlere buradan cevap vermiş olayım.
Annem, seni anlatmak ne zor şeymiş! Seni seviyorum, anneler günün kutlu olsun.